Yazarlar
Yusuf SUİÇMEZ
25 Temmuz 2016 00:19:39
Askeri Darbe Girişimi ve Sivil Toplum Fırsatı

Askeri Darbe Girişimi ve Sivil Toplum Fırsatı

15 Temmuz’da Türkiye başarısızlıkla sonuçlanan bir askeri darbe girişimi yaşandı. Halk geçmiş askeri darbelerin yarattığı olumsuz izlerin de etkisi ile darbe girişimine karşı hızlı bir şekilde organize olup karşı koydu. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın halka çağrısı da bu sivil mücadeleni başlamasında önemli bir rol oynadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlı duruşu, halkın kararlı desteği ve polislerin profesyonel hareketi darbe girişimcilerinin başarıya ulaşmasını engelledi.

Darbecilerin moral ve motivasyonunu bozan bir diğer önemli husus ise ordunun üst komuta kadrosunun darbeye onay vermemesidir. Darbeciler bunu da hesaplamış olmalılar ki ordu komutanlarının bir düğünde Cumhurbaşkanı’nın ise tatilde olduğu bir zamanı seçtiler. Bu seçim aslında darbe planının önceden yapıldığını göstermektedir. Tabii burada cevaplanması gereken önemli bir soru: MİT’in neden önceden bunu fark edemediğidir? Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan istihbarat zaafı olduğunu belirterek MİT’te değişim sinyali vermiş oldu. Bu arada Genelkurmay’ın da bu süreçte etki ve yetki kaybı yaşadığı açıktır. Çünkü bu kadar güçlü bir kurum içinde bu kadar geniş bir organizasyonun gizlice yapılması şüphesiz idari zaafı da gündeme getirmiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Dere geçilirken at değiştirilmez” diyerek MİT ve Genelkurmay başkanının en azından yakın zamanda görevden alınmayacağı mesajını verdi.

Senaryo mu ihanet mi?

Yüzlerce insanın darbeciler tarafından şehit edildiği ve binlerce yaralının varlığı olayın ciddiyetini göstermektedir. Buna rağmen bazı çevreler tüm yaşananların senaryo olduğunu ileri sürebilmektedir. Bu iddiayı ileri sürenler bilerek ya da bilmeyerek hükümet, ordu ve Gülen’in birlikte hareket ettiğini söylemeye çalışmaktadır. Bunlara göre bu senaryonun amacı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlık arzusunu gerçekleştirmektir. Siyasi konjonktüre bakıldığında AK Partinin böyle bir senaryoya ihtiyaç duymadığı açık olarak görülür. Çünkü AKP’nin darbe girişimi öncesinde de yükselen bir trendi vardı.

Yaşananlara senaryo diyenlerin büyük çoğunluğu daha önceleri askerin Erdoğan’ı istemediğini ileri sürüyorlardı. O zaman Erdoğan’ı istemeyen askerlerin böyle bir senaryoda yer almaları nasıl açıklanacak? Erdoğan’ın da ifade ettiği gibi böyle bir iddia akıl ve vicdan ile bağdaşmamaktadır.

Tarihimiz darbelerle dolu

Türkiye siyasi tarihine bakıldığında darbelerle dolu olduğunu görülür. Osmanlı döneminde de Yeniçerinin birçok darbe yaptığı padişahları götürüp getirdiği bilinmektedir. Türkiye Cumhuriyeti Kurulurken ana düşünce halka dayalı bir devlet anlayışı geliştirmekti. Ancak birinci meclis dahil tüm meclisler ya darbe ya muhtıra ya da ayaklanma görmüştür. Tüm darbeler, muhtıra ve ayaklanmalar aslında sivil toplum bilincinin gelişmemesinden kaynaklanmaktadır. Darbeleri planlayan gerek iç gerekse dış güçler toplumu baskı altına almak için önce toplum içinde ideolojik ya da dinsel bir çatışma zemini hazırlıyorlar. Daha sonraları ise bu çatışmaları gerekçe gösterilerek demokrasi askıya almaktadır.

Ne yazık ki ülke ve insanlık tarihini bu kadar derinden etkileyen darbeler akademisyenler tarafından yeteri kadar inceleme konusu yapılmamış ya da yapılamamıştır. Dolayısıyla darbeler tarihi akademisyenler tarafından daha derin ve ciddi şekilde araştırılmalıdır.

15 Temmuz darbesinin farkı

15 Temmuz’da yaşanan darbe girişiminin diğer darbelerden en önemli farkı: Öncesinde ideolojik ya da dinsel bir çatışmanın yaşanmamış olmasıdır. Bu darbe girişiminin en önemli bir diğer farkı da sivil iradenin ilk defa bu kadar kesin bir tavır sergileyerek darbe girişimini engellemesidir. Toplumun bu tepkisi halkın sivil toplum bilincinin çok yüksek düzeye ulaştığının açık bir göstergesidir. Sivil toplumla birlikte siyaset de ilk defa kendi iradesine karşı düzenlenen kalkışmaya karşı halk ile birlikte net bir duruş sergilemiş oldu.

Sivilleşme adımları

Yüksek Askeri Şura’nın ilk defa Genelkurmay’da değil de Başbakanlık’ta yapılacak olması da sivil toplum ve demokratik hukuk devleti adına önemli bir gelişme olmuştur. Bu arada silahlı kuvvetlerin bir parçası sayılan polisin de darbecilere karşı demokratik bir duruş sergilemesi ve Jandarmanın sivil idareye bağlanacak olması sivil toplum adına önemli gelişmelerdir.

Dikkat çeken bir diğer husus da askerin içinde de sivil toplum ve demokrasiye sahip çıkan büyük bir çoğunluğun var olmasıdır. Özellikle darbe döneminde Genelkurmay Başkanlığı’nı yürüten 1. Ordu Komutanı’nın darbe girişimi devam ederken darbeler ve cuntalar döneminin bittiğini açıklaması, siyasi tarih kadar askerin kurumsal misyonu açısından da bir dönüm noktası olmuştur.

Silahlı kuvvetlerde reform ihtiyacı

Bu yaşananlar aslında askerin eğitiminin milletin ve çağın gerisinde kaldığının açık bir göstergesidir. Dolayısıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin eğitim, kurum ve programlarının ciddi bir şekilde ele alınması gerekmektedir. Askeri öğretimin ana misyonu sivil siyasete bağlı dış güvenlik anlayışı üzerine kurulmalıdır. Asker, toplumun inanç ve ideolojilerini denetleyicisi bir rol üstlenmemelidir. İnanç ve ideolojiler özgür tartışma ortamı yaratılarak demokrasi içinde sivil kurumlar tarafından sivil yöntemlerle denetlenmelidir. Çünkü ülkemizde ve Türkiye’de askerlik zorunludur ve her ideoloji ve inanca sahip olan insan askere alınmaktadır. Askerin bunların hepsine ya da bir kısmına karşı tavır sergilemesi doğal olarak askeri disiplini bozduğu gibi güvenliği de zaafa uğratmaktadır.

Şüphesiz kendi milletine silah çeken askerin, milletinin güvenliği için görev yaptığı söylenemez. Bundan dolayıdır ki kendi halkına silah doğrultan askerler hain olarak nitelendirilmektedir. Şunu da belirtmek gerekir ki askeri darbeler ister emir komuta dışında ister emir komuta sistemine bağlı olarak gerçekleştirilsin anayasal suçtur. Çünkü ordunun başkomutanı Cumhurbaşkanıdır ve cumhurbaşkanının emrine aykırı olarak Genelkurmay Başkanının verdiği emirler dahil verilen tüm emirler yasadışı olduğu için geçersizdir ve suç teşkil eder.

Din öğretimi gözden geçirilmeli

Tabii ki askeri eğitimin yanında devlet kurumları tarafından verilen ilahiyat ve din öğretiminin de gözden geçirilmesi gerekmektedir. Çünkü 15 Temmuz darbe girişimi her ne kadar dinsel bir öğretiye dayanmasa da arkasındaki kişi ve cemaatin dini söylemlere sahip olduğu bilinmektedir. Ayni şekilde bu dini grupların belli dönemlerde belli siyasiler tarafından genel adalet ilkesini ihlal edecek şekilde desteklendiği de bilinmektedir. Dolayısıyla bu yaşananlar siyasi kurumlar için de önemli bir tecrübe olmuştur. Özellikle dogmatik, tartışmaya kapalı dini öğretiler sivil ve bilimsel denetimin dışında kaldığı için her türlü istimara açık hale gelmektedirler. Bu yüzden de sivil denetime açık fikir hürriyetini esas alan, insan haklarına dayalı bir ilahiyat anlayışı geliştirilmelidir.

Darbenin dış siyasi bağları

Konunun iç siyaset kadar dış siyasi boyutları da bulunmaktadır. Darbe girişiminin faili olan cemaat liderinin Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşıyor olması ve Türkiye’ye iadesi konusunda çıkarılmaya çalışılan zorluklar, ABD’nin milli bir politika olarak olmasa da bu kişiyi ve cemaati koruduğu yorumlarının yapılmasına yol açmaktadır.

Türkiye’nin Rusya ve İsrail ile yakınlaşması sonrası, İstanbul Atatürk Havaalanı’na yapılan saldırı ve sonrasında gelen darbe girişimi olayların dış siyasi güçler dengesi ile de bağlantılı olduğu yorumlarının yapılmasına yol açtı. Türkiye’nin daha önce de Gülen’in iadesini istemesine rağmen gönderilmemiş olması da kuşkuların artmasına yol açmıştır. Ancak Türkiye yaşanan darbe girişimi sonrası Gülen’in iadesi konusunu çok daha ciddiye almıştır. Bu yüzden ABD’nin sergileyeceği tavır ilişkilerin geleceğine önemli etkiler yapacaktır. Ancak Başkan Obama’nın darbeden haberleri olmadığını ayrıca seçilen hükümeti desteklediklerini belirtmesi, Gülen ve cemaatinin korunmasının milli bir siyaset olmadığı sonucunu doğurmakla birlikte bazı birim ve kişiler tarafından desteklenmiş olması ihtimalini ortadan kaldırmamaktadır.

Darbe ve Avrupa ile ilişkiler

Yaşanan darbe girişiminin Avrupa Birliği ile ilişkilere de önemli etkileri olacaktır. Çünkü olağanüstü hal ilan edilmesi doğal olarak olağanüstü tedbirlerin alınmasına yol açacaktır. Bu tedbirlerin bitmesi ve normale dönüşü için uzun bir zamana ihtiyaç duyulacaktır. Bu da müzakerelerin daha da uzamasını sağlayacaktır. Tabii idam cezasının geri getirilmesi durumunda Türkiye içinde ve dışında Türkiye’nin AB’ye alınmasını istemeyenlerin eli güçlü bir koz geçecektir.

Aslında ABD ve Avrupa Birliği’nin darbeler konusunda net bir tavır sergilememiş olması güven sorununa yol açmaktadır. Çünkü son dönemlerde Mısır’da yaşanan darbede dünya demokrasisi sınıfta kalmıştır. Ayrıca uluslararası güvenlik sisteminin sürekli hata sinyalleri vermesi de ulusal güvenlik sorunu yanında uluslararası bir güvenlik sorununun varlığını gündeme getirmektedir. Doğrusu özgürlükleri savunun ve kendini medeni dünya olarak adlandıran güçlerin sivil iradeleri askeri rejimlerden daha az demokratik görmelerinin ciddi şekilde sorgulanması gerekmektedir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan bu çelişkiye dikkat çekerek kendisine yöneltilen eleştirileri reddetmiştir.

Olağanüstü tedbirler ve mağduriyetler

Tabii ki tüm bu akıl almaz gelişmeler sonrasında hükümetin aldığı bazı tedbirler hem içerde hem de dışarıda tartışma konusu olmaktadır. Ancak darbe riski azaldığı ölçüde hem darbenin örtülü kısımları açığa çıkacak, hem de alınan olağanüstü tedbirlerin yarattığı bazı mağduriyetler giderilebilecektir.

Olağanüstü hal ilanı iç hukuk ve uluslararası hukuk yoluyla hak arama hürriyetini kısıtladığı için bu şartlar içinde yaşanan mağduriyetlerin hukuk yoluyla giderilmesi daha da zorlaşmıştır. Ancak demokratik rejimlerde geçte olsa mağduriyetlerin giderilebilmesi için fırsatlar doğmaktadır. Bu yüzden hükümet darbe ile kısıtlanmaya çalışılan özgürlükleri korumak için ilan ettiği olağanüstü halin istismar ve suiistimal edilmemesi için de tedbirler almalıdır. Nitekim bunun da sinyalleri verilmiştir.

Çözüm sivil toplum ve kurumsallaşma

İktidar ve muhalefetin darbeye karşı ortak tavır geliştirmiş olması sivil toplum ve demokratik kurumsallaşma umutlarını güçlendirmiştir. Oluşan bu uzlaşı yeni bir sivil anayasanın yapılmasında da gösterilebilirse verilen mücadele gerçek amacına ulaşmış olacaktır.

NOT: Tatil amacıyla bir süre yazılarıma ara vermiştim. Ancak darbe gibi önemli bir durum ortaya çıkınca okurlarımla düşüncelerimi paylaşmak istedim.

 

Whatsapp'ta Paylaş