Yazarlar
Sinan Nural ALİÇEBİOĞLU
03 Nisan 2017 00:48:49
Gündüzü geçim vakti yaptık

   “ Gündüzü geçim vakti yaptık”

                11. AYET: “ Ve cealnen Nehara Meâşâ” “ Gündüzü de bir geçim vakti yaptık”

            Kurtubi, “ Gündüzü geçim vakti yaptık “ ayetinin anlamını “ Geçiminizi elde etmek için gerekenleri yapacağınız zaman kıldık” şeklinde açıklamaktadır.

Ibn Kesir “İnsanlar gündüz geçim, kazanç, ticaret ve diğer şeyleri temin etmek için, sağa-sola gidip gelmek suretiyle dolaşabilmeleri için gündüzü aydınlık kıldık” ifadelerine yer vermektedir.

Başka bir ayeti kerime de Yunus 10/67 gündüz ile ilgili “ …Gündüzü mubsir kıldık…” “ Mubsir” gösterici yaptık. Etrafınızı görüp hareket edebilmeniz, işinize gücünüze bakmanız için anlamındadır. Gündüzle ilgili diğer bir ayette de .. Gündüzü intişar zamanı kıldı” Furkan 25/47 buyrulmaktadır.  “ Nuşur ”“Yayılıp çalışma zamanı” anlamındadır. Yine Kasas 28/73 de “ Ve O’nun rahmetindendir ki sizin için geceyi ve gündüzü kıldı. Ta ki geceleyin dinlenesiniz ( gündüzün ) ise O’nun fazlından dileyesiniz ve umulur ki şükredesiniz” buyrulmaktadır.

Ayetin zahiri manasına göre gündüz Yüce Allah tarafından, insanların rızıklarını aramaları ve kazanmaları konusunda geçim vakti yapıldığı aşikâr olarak belirtilmektedir. Zahiri manası diyoruz çünkü ayetle ilgili işari olarak yorumlarımızda olacaktır. Gündüzün geçim vakti zamanı kılınması bize bazı hususları düşündürmektedir. Şöyle ki;

1-                 Gündüzün geçim, yayılma ve rızkı aramak için sebep olması rızıkların sebeplerle örüntülü olduğunu göstermektedir.

2-                  Rızkın temini konusunda kulun gayreti gerekmektedir.

“ Sonra namazı kılınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın fazlından arayın ve Allah’ı çokça zikredin ki kurtuluşa erebilesiniz” Cuma 62/10 Ayetteki yeryüzüne “ Dağılın ” ve “Arayın” emri kulun rızık konusunda gayret göstermesine işaret etmektedir. Müfessirler bu ayetteki fazlın “ Rızık” olduğu konusunda ittifak etmişlerdir. Bu ayetten kişinin rızkını aramak ve bulmak için gayret göstermesi, rızka ulaşmak için çaba göstermesi gerektiği anlaşılmaktadır.

3-                  Dünya hayatını isteyen gayret göstermelidir;

“ Her kim ahiret ekinini dilerse onun için ekininde ziyadelik vücuda getiririz. Ve her kim dünya ekinini dilerse ona ondan veririz. Onun için ahirette nasip yoktur” Şûra 42/20

Elmalı ayette geçen  “Hars ” ifadesi hakkında şu açıklamaları yapmaktadır.” Hars” sözlük anlamı olarak yeri onarıp tohum atmak demektir.  "mahrus"a yani ekilen tarlaya ve ondan meydana gelen ekine de "hars" denilir. Kelimenin asıl manası olan bu iki manayı, "ekim" ve "ekin" diye ifade edebiliriz. Bu manalardan istiare yoluyla ilerde kazanmak için yapılan çalışmalar, çabalarla onların meyveleri ve sonuçları hakkında da kullanılır ve örf olmuştur, nitekim bu ayette de böyledir. Amel veya sevabı demektir. Bu ayet bize gösteriyor ki din işi bir "hars" yani ucunda hasılat almak, kazanmak maksadıyla yapılan bir ekim, bir kültür işidir. Bu da ucunda istenilen yani niyet olunan gaye ve maksatla uyumludur. Bu yönüyle "hars" iki kısımdır. Birisi ahiret gayesi, ahiret sevabı diğeri de dünya yararı ve menfaati arzu edilendir. Her kim din adına yaptığı ameli sırf ahiret sevabına niyet ederek yaparsa biz ona kazancında fazlalık veririz. Ekinini, hasılatını artırırız, yani ahirette kat kat fazlasıyla vereceğimiz gibi dünyasından da veririz, o lütuf ve rızık o şekilde artar. Her kim de dünya harsını isterse, dünya kârı için, yani ölmezden önce dünya hayatında ereceği bir maslahat ve gaye için çalışırsa Ona da ondan, o geçici dünyadan veririz. Çalışmasının değerinden aşağı olmamak üzere Allah'ın dilediği kadar dünyadan verilir. Ve fakat ona ahirette hiçbir nasip yoktur.” Elmalının açıklamalarından anlaşılacağı üzere kişinin dünya için gayreti karşılıksız bırakılmayacaktır. Bu sebepten dünya kazancı için çalışanlar bunun karşılığını göreceklerdir. Bu bakımdan dünyayı isteyen kişiler ayetin beyanına göre dünyaya rağbet etmelidirler.

Ancak sadece dünyayı istemek cahiliye dönemi adetlerindendir. Nitekim bu hususta Bakara 2/200 ayeti kerimede yüce Allah “ …. İnsanlardan öyleleri vardır ki: “Ey rabbimiz bize dünyada ver der. Bunun için ahirette bir nasip yoktur” buyrulmaktadır. Ayetin tefsirinde Kurtubi; “ İbn Zeyd der ki: Cahiliye dönemi Arapları sadece dünya menfaatleri için dua ederlerdi. Deve, koyun, düşmana karşı zafer elde etmeyi isterler, ahireti dilemezlerdi. Çünkü ahireti bilmiyor ve ahirete iman etmiyorlardı. Bu buyruk ile yalnızca dünya ile ilgili dua etmeleri yasaklanmaktadır. Burada yasak (nehiy) onların geçmişteki hallerini haber vermek şeklinde ifade edilmiştir. Bu buyruğun aynı şekilde dualarını dünyaya münhasır kıldığı takdirde mümin kimseye tehdidi kapsaması da mümkündür. Buna göre: “ Ahirette ise onun bir payı yoktur" buyruğu, (yani ahirete dair bir talepte bulunmayan müminin payı) ahireti dileyenin payı gibi değildir, demek olur” açıklamalarına yer vermektedir.

Mümin dünyanın yanında ahireti de istemeli, cahiliye dua ve adetlerinden uzak durmalıdır. Nitekim bu hususta Yüce Allah “ Ve insanlardan öyleleri vardır ki “ Ey Rabbimiz! Bize dünyada hasene ver, ahirette de hasene ver ve bizi ateşin azabından koru derler” Bakara 2/201 buyurmaktadır. Ayetin açıklamasında Katade der ki: Dünyadaki iyilik sıhhat, afiyet ve yeteri kadar maldır. El-Hasen der ki: Dünyadaki iyilik, ilim ve ibadettir. Başka görüşler de ileri sürülmüştür. İlim adamlarının çoğunlukla kabul ettiği görüşe göre ise her iki "iyilik" ile kastedilen dünya ve ahiret nimetleridir. Sahih olan da budur. Çünkü lafız bütün bunları kapsamasını gerektirmektedir. Çünkü "iyilik (hasene)" dua sadedinde ve nekre (belirtisiz) olarak gelmiştir. O bakımdan bedel olmak üzere her türlü haseneyi (iyiliği) ifade etme ihtimali vardır. Ahiretin iyiliği (hasenesi) ise cennet olduğu icma ile kabul edilmiştir.

4-                           İman ve tövbe rızkın artmasına vesiledir;

Nitekim bu hususta Hz Yunus’un kavmi örnektir. “İman edip de İmanı kendisine fayda sağlayan bir ülke olsaydı ya. Yunus'un kavmi bundan müstesnadır. Onlar, İman edince üzerlerinden dünya hayatındaki rüsvaylık azabını kaldırıp giderdik ve onları bir süreye kadar faydalandırdık” Yunus 10/98

Taberî der ki: Yüce Allah, Hz. Yunus kavmine azabı görmelerinden sonra tövbelerinin kabul edilmesi şeklinde bir özellik tanımıştır. Razi ayetin tefsirinde “İbn Mes'ûd'dan şu rivayet edilmiştir: "Onların tövbeleri, zulümleri giderecek, haksızlıklara mani olabilecek bir dereceye varmıştı. Hatta birisi, evinin temeline, başkasına ait bir taşı koymuş ise, onu (evini yıkarak) çıkarıp sahibine verebiliyordu”

Bu ayeti kerimeden imanın ki iman kalbi bilinçsizlikten bilinçliliğe yükselten bir tövbedir toplumların üzerinden azabın kalkmasına ve insanların dünya hayatından istifade etmelerine neden olduğu görülmektedir. Bu durum onların rızıklarının kesilmemesine, azabın kaldırılması ile rızıklarının artmasını sağlanmıştır. Bu ayetten imanın, tövbenin ve istiğfarın insanın ömrünün uzatmasına, rızkının artmasına neden olduğu sonuç olarak ortaya çıkmaktadır.

5-                           Nankörlük rızkın azalmasına, kesilmesine neden olur;

“ Ve Allah bir beldeyi örnek irad eder ki, emin ve sükûnet içinde idi, ona rızık her yerden bol bol gelirdi. Sonra Allah’ın nimetlerine nankörlükte bulundular, artık Allah işledikleri şeylerden dolayı açlık ve korku libasını tattırdı” Nahl 16/112

Yüce Allah burada şehir halkının üç vasfını saymıştır: Güvenlikli, huzurlu ve ekonomik seviyesi yüksek bir şehir. Bu güvenliklerinden dolayı huzur ve sükûnet içinde yaşıyorlardı. Rızıkları çeşitli yerlerden bol bol geliyordu. Ancak bu şehir halkının rızıklarının kesilmesine nankörlükleri neden olmuştur. Nitekim ayeti kerimede Allah’ın nimetlerini inkâr ettiler buyrulmaktadır. Bu inkârları onların ekonomik sıkıntı içerisine düşmelerine bunun akabinde güvenlikli ve huzurlu ortamlarının bozulmasına neden olmuştur.

Bu ayeti kerimeden bazı sonuçlar çıkartmamız mümkündür. Şöyle ki;

a-                  Nimeti ve nimeti vereni inkâr Ona karşı nankörlük rızkın kesilmesine, nimetlerin azalmasına neden olacaktır.

b-                 Nimet, rızık sadece yenilen şeyler değildir. Şehirlerin huzurlu ve güvenlikli olması, güven ortamı içinde yaşamak ve rızka ulaşmak bir nimettir

c-                  İnsan, güven, istikrar ortamında rızka ulaşması ve rızıklanması daha kolay olacaktır

d-                 Rızk, insanın fiilleri ile bağlantılıdır. Çünkü şehir halkının rızıklarının kesilmesi Allah’ın onlara sunduğu nimetlere nankörlükleri ve küfür yani inkârları nedeniyledir. “ Onların rızkı olsaydı onlara ulaşırdı ” gibi bir anlayışı bu ayet çürütmektedir. İnsan kendi fiilleri nedeni ile rızkı azalmıştır. Güven ve huzur ortamı bozulmuştur. Buradan kişi veya toplumların rızıklarının azalmasına kendi fiillerinin etkisi olduğu sonucu çıkmaktadır. Darlık çeken veya ekonomik sıkıntı içerisinde olan toplumların Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere isyanı veya inkârı onların bu sıkıntılarının kaynağı olabilecektir. Kişi veya toplumlar kendine yönelmeli, Allah’ın nimetlerine nankörlük yapmamalıdır. Nankörlük rızkın kesilmesine bir nedendir. Bu kulun ihtiyarının, seçiminin, tercihinin ve fiilinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır.

e-                  Yine çıkarabilecek bir sonuçta nimetlere nankörlük yapan bütün kişi veya toplumların aynı sonuçla karşı karşıya kalacak olmasıdır. Ayette bahsi geçen şehir halkını nankörlükleri nedeni ile cezalandırdığı gibi günümüzde veya gelecekte nankörlükleri nedeni ile kişileri ve toplumları cezalandırması, cezalandıracak olması O’nun sünnetindendir.  Çünkü Allah’ın sünnetinde bir değişiklik yoktur. Nitekim bu hususla ilgili “ Bu Allah’ın daha evvel gelip geçenler hakkında kanunudur ve elbette ki, sen Allah’ın kanunda bir tebdil bulamazsın” Ahzap 33/62 Allah’ın sünneti dediğimiz, kuralları mevcuttur. Nankörlük nasıl geçmiş milletlerde rızıkların kesilmesine neden olduysa bugün veya gelecekte aynı sonuca neden olacaktır. Aksi düşünülemez.

f-                  Bu ayetten “ Rızka ulaşmayı etkileyen her hususun bir nimet” olduğu sonucuna varmamız mümkündür.

g-                 İlgili bütün hususlar bize gelecekte toplumların rızık ile imtihanın artacağına, ekonomik sıkıntıların artarak devam edeceği sonucuna varmamıza neden olmaktadır. Çünkü insanlık “ Tüketim Çılgınlığı Sendromu” yaşamakta, nimeti verene yönelmemekte ve nankörlük yapmaktadırlar. Allah’ın sünnetinin, kuralının tezahürünü bugün kısmen toplumlarda yaşanmakta, ekonomik sıkıntılar çekmektedirler. Kural ihlali yapılmaktadır. Allah’ın kurallarını ihlal azap nedenidir ki, rızkın kesilmesi, nankörlük yapılması, güven ve istikrar ortamını bozacak oluşumlara destek verilmesi azabın gelmesine neden olacaktır. Allah bizleri nimetlerine nankörlük eden kullarından kılmasın. Şükrümüzü arttırsın.

Toplumlarda bir kısım insanların nankörlükleri nedeni ile cezalandırılmamak, kural ihlalinden dolayı sünnetullah’a dokunmamak, açlık ve kıtlıkla azap olmamak için ayette belirtilen şu duayı yapmak “ Ey Rabbimiz! Bizden bu azabı açıver, şüphe yok ki biz inananlarız” Duhan 44/12 en güzeli olacaktır. Bununla beraber şükrümüzü arttırmak, nimeti vereni tanımak ve yolundan gitmek gerekmektedir.

h-                 Nahl 6/112 bize Allah’ın kulları üzerinde tasarruf yaptığını, hiçbir şeyin nedensiz olmadığını, rızkın artmasının, eksilmesinin de bir nedeninin olduğunu, kulların fiillerinin azaba neden olduğunu, olacağını, bireysel ve toplumsal nankörlüğün affedilmeyeceğini, kişi ve toplumların tutumunun kaderlerine yön verdiğini açıkça göstermektedir.

6-                           Allah’ın imtihanı;

“ Biz sizleri elbette biraz korku ile açlıkla, mallardan, canlardan, mahsulattan biraz eksiklik ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele” Bakara 2 /155

Bu ayeti kerimeden rızıkların bir imtihan aracı olarak kesilmesinin Allah’ın sünnetinden olduğunu anlaşılmaktadır. Açlık, mal ve can ile imtihan rızkın kesilmesidir.

Allah’ın rızıklar ile imtihan etmesi O’nun takdiridir. Bizim üzerimizde durduğumuz rızkımızın kesilmesine sebep olacak olan davranışın bizden yani kulun fiillerinden kaynaklanmamasını sağlamaktır. Rızkı aramamak, nankörlük yapmak, şükretmemek, tövbe ve istiğfarda bulunmamak insana ait olan etkenler olacaktır.

Toplumsal şükürsüzlük, nimetleri inkâr etme rızkımızın kesilmesine neden olacaktır. Bu sonuç olarak toplumun bütün fertlerini etkileyecektir. Kişi nimete şükrettiği ve gayret gösterdiği halde toplumun şükürsüzlüğünden dolayı ekonomik sıkıntıya uğraması o kişi için bir imtihan olacaktır. Rızkın kesilmesi bazıları için yaptıklarının, nankörlüklerinin bir nedeni olarak ortaya çıkarken, bazı inananlar içinde bir imtihan vesilesi olarak ortaya çıkmaktadır.

“ Gündüzü geçim vakti kıldık” ayeti ile ilgili belirtmek istediğimiz bir hususta, bu ayetin hükmüne göre kişinin çalışma, geçimi için kazanç sağlama vaktinin Yüce Allah tarafından genellikle gündüze tahsis edilmesidir. Gece çalışan kişi veya kişilerin fıtratlarını zorlamaktadırlar. Çünkü gece bedenin dinlenme vakti olduğu gibi, gece çalışan bir kişi birçok konuda sosyallikten uzaklaşmış olacaktır. Çünkü insanların çoğu gündüz çalışmaktadır. Bizim vurgulamak istediğimiz husus gece çalışan insanın, gündüz çalışana göre farklı ücretlendirilmesi onun en doğal hakkı olarak ortaya çıkmaktadır.

İnsanın rızkını aramak için gayreti, çabası, dünya hayatına karşı ilgi, istek ve arzuları, rızkı veren Yüce yaratıcıya karşı istiğfar, tövbe ve imanı, sahip olduğu nimetlere karşı tutumu, şükrü veya nankörlüğü, kendi iradesinin dışında toplumsal şükür veya şükürsüzlük, Allah’ın kulları ve toplumlar üzerinde tasarrufu, imtihanı rızkın eksilmesine veya artmasına neden olduğunu değerlendirmekteyiz.

Rızık ile ilgili değinmemiz gereken konulardan biri de israf konusuydu. “ Gündüzü geçim vakti kıldık” ayeti ile ilgili “ insan davranışları “ ile ilgili açıklamalarımız olacaktı. Ancak rızık konusunu değinmek sözü uzattı. Ayetin israf ve insan davranışları ile ilgili yorumlarımızı başka bir yazımızda açıklamak dileğiyle.

Darlık çekenler, ekonomik sıkıntı içerisinde olanlar, işleri düzgün gitmeyenler bu dört unsuru yerine getirmelidirler; İman, içten- samimiyetle tövbe-istiğfar, şükür ve gayret.  Belirttiğimiz bu hususların yukarıdaki ayetlerin hükümlerine göre,  kişi veya toplumların rızkının artmasına neden olması kaçınılmazdır. Allah en iyisini bilir.

Whatsapp'ta Paylaş